Öncelikle doğal kelimesinin anlamını ele alarak konumuza başlayalım. Türk Dil Kurumu doğal kelimesini şu şekillerde tanımlamaktadır;

  • Doğada rastlandığı gibi, doğaya uygun olan, doğa güçlerine, kurallarına uyan, tabii, natürel…
  • Olağan, alışılmış, her zamanki gibi olan, beklenildiği gibi
  • Katıksız, saf

Yukarıdaki tanımlamalara sahip olan doğal kelimesi günümüzde özellikle gıdalar için sıkça aranılan ve kullanılan bir kavram olmaya başlamıştır. Aslında konu son derece geniş olmasına rağmen yazımızda sadece besinlerin doğal yada doğala ne kadar yakın olabilir kavramlarını işlemeye çalışacağız. Organik Gıda yazımızda organik kavramını açıklamaya çalıştık isterseniz bu konuyla birlikte o yazımıza da bir göz atabilirsiniz.

Bir çoğumuz yediklerimizde, içtiklerimizde o eski tatları kokuları alabiliyor muyuz? Mesela bir domates tarlasına girdiğimizde tarla domates mi kokmakta yoksa kimyasal kokuları mı burnumuza gelmekte? Salatalıklar yine aynı, salatalıkla kabağı ayıran tek şey sadece görünüşleri. Salatalık ve kabağın kokusu aynı, tadı aynı gözünüzü kapatıp yeseniz ayırt edemeyeceksiniz. Ya da dolmalık biberden dolma yaptınız, pişirdiniz tabakta o dolmayı bölmek için baya bir mücadele etmek zorunda kalmaktasınız. Biberler plastik gibi, domatesleri duvara atsanız pimpong topu gibi size geri dönmekte. Domatesten yemek yapacaksınız tencereye koydunuz kaynayınca beyaz bir köpük tabakası… Patatesi bıçakla kestiniz sünger gibi sıkın köpüklü ilaç artıkları… Bu örnekler gündelik hayatımızda sıkça karşılaştığımız ve çoğu zaman farkında olmadığımız aslında ne yiyoruz? ne tüketiyoruz? çocuklarımıza ne yediriyoruz? gibi sormamız gereken soruları beraberinde getiren etmenlerdir.

doğal beslenmenin önemiKendi ürettiğim, tohumlarını yıllardır kendim alarak çoğalttığım domateslerde, biberlerde, salatalıklarda veya başka sebzelerde  neden böyle bir şeyle karşılaşmıyorum?  Çünkü ilaç kullanmıyorum. Bu şekilde yetiştirdiğim domatesler evet fazla dayanıklı olmuyor, verimi fabrikasyon üretimlere göre düşük ama en azından kesilince kendine has kokusunu, yiyince kendine has tadını veriyor. Yetiştirdiğim diğer sebzelerim de aynı şekilde.

Tezgahlarda yer alan, sebzelere tekrar dönelim, domatesler aynı fabrikanın üretim bandından çıkmış gibi aynı boyda, şekilde, ağırlıkta, renkte… Oysaki doğal olan böyle mi? Hayır değil. kimi büyük, kimi küçük, bazısı hafif yeşil bazısı tam kızarmış, kimi kıvırcık kimi düz… Bu örnekler çoğaltılabilir fakat bu kadarı bile anlatmak istediğim ana fikri verme açısından yeterli.

Doğal gıdalar öncelikle doğal tohumlardan başlar. GDO’ lu, hibrit yada farklı yöntemlerle laboratuvarda üretilen tohumlar doğal olabilir mi? Aslında bu konuda tartışmalar, bilimsel araştırmalar, güncel şekilde halen devam etmekte. Hibrit tohumları ayrı bir başlık olarak sitemde ele aldım. Üzerinde yaşadığımız Anadolu yarım adası gerek iklim, gerek doğal tabiat çeşitliliği olarak dünyanın birçok yerinden değerlidir. Yıllarca medeniyetlere yurt görevi gören bu topraklarda tarım ve tarımsal çeşitlilik aslında dünyada ender rastlanır şekilde çok fazla. Peki bizler ne yaptık? Öncelikle köyleri terk ettik, tarım arazilerimize, bağlarımıza bahçelerimize sahip çıkmadık, sonra atadan süregelen tohumlarımız kayboldu. Dışarıdan bizlere tohum dayattılar. Onların laboratuvar tohumlarını fabrika sandığımız tarlalarımıza attık, ilaçladık, gübreledik, toprağı ve suyu kirlettik. Sonuçta evet domates, biber, buğday, meyve, sebze ürettik ancak eski ekmeğin tadı artık hatıralarımızda kaldı. domatesin kokusunu ve tadını hiç bilmeyen, hiç tatmayan yeni nesiller oluştu. tatlar, kokular ve en önemlisi sağlık giderek kayboldu.

tarim ilaclari ve zararlariDoğal beslenme yani doğal olanı tüketme günümüzde özellikle şehir yaşamında pek mümkün değil. Buna rağmen olabildiğince doğala yönelmemiz, doğala ve doğaya sahip çıkmamız yada bu konuda bilinçlenmemiz hem bizler hemde bizden sonraki nesiller için önem arz eden bir konu olmaya her zamankinden daha fazla devam edecek. Bilindiği gibi tarım ve hayvancılık alanında kullanılan birçok ziraai ilaç ve kimyasal mevcuttur. Özellikle tarımsal alandaki üretimlerde sıkça kullanılan ilaçlar, kimyasallar, hormonların bazıları zaman içerisinde yasaklanmakta yerlerini yenileri almakta bir süre sonra onlar yasaklanmakta ve bu kısır döngü optimumu bulana kadar devam etmektedir. Birçok bilimsel araştırmada tarım ilacı olarak bilinen ve tarımsal üretimde de kullanılan pestisit ve herbisitlerin artıklarının insan bünyesinde oluşturduğu zararlı etkilere değinilmekte ve bu konular literatürlere girmektedir. Şüphesiz ki konvansiyonel tarımda kullanılan ilaçların tamamı zararlı değildir, yada zararları günümüzde ortaya konulmamıştır ve gelecek bir zamanda gözlenmeye başlayacak zararları bunların kullanımını sınırlandıracaktır. Bahsi geçen bu konuyu şuan bilmemekteyiz. Ancak özellikle insanda ve diğer canlılarda birikme etkisine sahip ve kanserojen olan bazı kimyasallar maalesef hem bizleri, hem hayvanları, hem doğayı, hem topraklarımız, hem de sularımız kirletmeye devam etmektedir. Tarımsal aşama haricinde ürünler işlenirken de sıkça kimyasallar ve katkı maddelerine maruz kalmaktadır. Çünkü doğal olan kısa zaman sonra çürüyecektir. Raf ömrü ise ticaretin olmazsa olmaz kuralı olduğundan aylarca dayanabilen domatesler, sütler, yumurtalar, salçalar, reçeller vb… hayatımızın içindeler. Gıda katkı maddelerini ayrı bir konu olarak sitemde ele almaya çalışacağım.

Çocukluğumdan hatırladığım ve aslında eti hafif pembemsi olan tavuk önceden 2 saatte pişerken şimdi 15 dakikada pişmekte hemde un çuvalından çıkmış gibi bembeyaz olmakta. Aslında esmer olması gereken ekmeğin içi nasılsa beyaz sünger gibi, Normalde 2. günün sonunda bozulması gereken süt açıldıktan 1 ay sonra bile kokmadan dayanabilmekte. Biberler çocukların plastik oyuncakları gibi eğilip bükülebilme yeteneğine sahip (normalde doğal ve taze biber çıt diye kırılır ve kırılırken kendine has kokuyu ortaya çıkarır). Doğal yoğurt normal sıcaklıkta bi süre sonra çürür hatta doğal yoğurt buzdolabında bile çok kısıtlı bir ömre sahiptir. Oysaki 1 ay önce açtığınız yoğurdun dolapta ilk günki gibi durması ne kadar ilginç değil mi? Bilim bizler için bozulmayan yoğurtta üretti. Aslında bugünki teknoloji sayesinde kendi üretemediğimiz besinleri satın alarak tüketebiliyoruz yada Antalya’ da üretilen muzu Kars’ taki bir vatandaşımız tüketebiliyor. Ancak madalyonun diğer tarafında da düşünmemiz ve üzerine eğilmemiz gereken farklı konuları da sizlere anlatmaya çalıştım.

Doğal gıdalarla beslenmek yada en azından konu hakkında farkındalık yaratarak bilinçlenmek sağlık açısından da son derece önemlidir. İşin sağlık bölümü kısmı başlı başına yeni bir yazının konusudur. Burada en azından yukarıda saydığımız sebepler doğrultusunda yediklerimizi, içtiklerimizi sorgulamak kanser başta olmak üzere birçok sağlık probleminin görülme etkisini de önemli oranda azaltacaktır. Sağlıklı bir yaşam ve nesiller için topraklarımıza, tohumlarımıza, suyumuza sahip çıkalım.

Yazıda kullanılan görseller: www.cineflixproductions.com, www.femivin.com ve www.brit.co 
sitelerinden alınarak düzenlenmiştir...